ŞiLE

İSTANBUL'DAN KARADENİZ'E BAKIŞ

       Şile... Bolca huzur , çokça mavilik... Eski adı Artane imiş. Yunanca'da kır çiçeği anlamına gelen.
      Girişte sizi bu tabela karşılıyor. Bence güzel bir düşünce. İnsanlara hoşgeldiniz demek sıcaklığımızı , misafirperverliğimizi gösteriyor.


      Ağva'dan sonra Şile'ye uğrayalım dedik. Ama çok kısa kalabildik. Bu yüzden genel bir izlenimim var Şile ile ilgili. Derinlemesine yazmak isterdim. Şile'de denize girmek zor. Çünkü akıntıları var. Boyumu geçmiyor burası derken gelen bir akıntı ayağınızın altındaki toprağı götürebilir. Şile'de açılmamalı hatta denize bile girilmemeli bence. Gerçi senin tuzun kuru Egelisin ver elini Kuşadası , Çeşme diyebilirsiniz ama gerçekten denizi çok dalgalı ve soğuk... Neredeyse boğulma rekoru kırılacak burada. 



Şu yel değirmeni ne şirin değil mi? 



      Vee gelelim Şile Feneri'ne... Fener belediyenin logosuna kadar girmiş , adeta ilçenin simgesi. Türkiye'nin aktif en büyük feneri olurmuş kendisi. 35 milden ışıkları görülebiliyormuş. Mercekleri Paris'ten getirilmiş.

      Şile'de bir de Cenevizlilerden kalma kale kalmış. Resimde şuan görünmüyor ama iki adayı birbirine bağlayan teleferiğimsi bir şey var. Dikkatli bakarsanız minicik bi nokta görürsünüz. Oldukça ilkel. Neden bu kaleyi aslına uygun şekilde restore edip teleferik sistemi kuramıyoruz? Neden güzelliklerimizi pazarlayamıyoruz ? Kaleye teleferikle çıkılsa? Kalenin içine şık bir restaurant yapılsa ve en üstü seyir terası olarak kullanılsa? Karadenizi ayaklarımızın altına alıp seyrine doyamasak? 

      Aslında dünyanın en güzel ülkesindeyiz ama kıymetimizi bilmiyor , güzelliklerimizi yok pahasına harcıyoruz. Belediyeden bu fikri umarım biri atar ortaya... 



     Şile haftasonu bir parça nefes almak için ideal yerlerden biri. Tekrar gider miyim? Kesinlikle evet...
İstanbul'a yakın olmasına rağmen özünü kaybetmeyen bir yer...