13 Ağustos 2016 Cumartesi

KAPADOKYA - iÇ ANADOLU 4. GÜN : IHLARA VADiSi


Aksaray Öğretmenevi'ndeki sabah kahvaltısından sonra kendimizi yollara atıyoruz yine. İlk Hedefimiz Ağzıkarahan kervansarayı. 

AĞZIKARAHAN KERVANSARAYI: Burada müzekart geçmiyor. Girişi 2,5 tl. Han Alaaddin Keykubat tarafından başlatılmış Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından tamamlanmış. Bu iki ismi ortaokulda ezberlemek ne zordu :) Burası Selçuklu devri mimarisinin bütün özelliklerini taşıyor. Terk edilmiş durumdaymış yavaş yavaş restorasyon işlemleri devam ediyor.





TEPESİ DELİK HAN: Burası da yol üzerinde restore edilmiş, içerisinde cafe bulunan ve hediyelik eşyalar satılan bir han.



SELİME MANASTIRI: Selime Manastırı'yla birlikte artık Kapadokya'ya girdik havası oluşmaya başlıyor. Burada mutlaka tırmanmaya elverişli şeyler giyin. Çok fazla düşen insan gördük. Burası büyük bir kayaya oyulmuş yaşam kompleksi içinde kiler, mutfak, kilise, şapel ve birçok oda mevcut. Müzekartla giriş yapabilirsiniz. Dışarısı sıcaktan yanıyor olsa da içerisi buzzz gibi. 



Ayrıca Selime Manastırı'nın oldukça güzel bir manzarası var.


IHLARA VADİSİ:  Veee Ihlara Vadisi'ne geliyoruz. Burası benim bu rota içinde en çok merak ettiğim yerlerin başında geliyor. Girişteki otoparka 5 tl vererek aracımızı park ediyoruz. Buraya da müzekartla giriliyor. Vadiye inmek için uzuuuuun merdivenler bekliyor bizi. İnmek oldukça kolay. Ama çıkması nasıl olur acaba diye düşünmeden edemiyoruz. 

Ihlara Vadisi'nin diğer adı Peristrema bu akan suyun halkı anlamına geliyor.  Melendiz çayı boyunca 14 km. uzunluğundaki Ihlara Vadisi, içinde insan yaşamış olarak ise en büyük kanyonmuş. Kanyon boyunca taşlar oyulmuş ve kiliseler, insanların yaşadığı çeşitli mekanlar yapılmış. 

Vadinin duvarları oldukça dik, tabanında da Melendiz akıyor gezimi çok rahat çünkü çok ağaçlık.Buraya da mutlaka rahat ayakkabılarla gelmelisiniz. Yanınızda da su olsun.  Güneş tepedeyken bile bölge ağaçlar sayesinde rahatlıkla gezilebiliyor. Girişte kiliselerin haritaları tabelaları mevcut.



IHLARA VADİSİ KİLİSELERİ


Ağaçaltı Kilisesi: Burada fotoğraf çekmek yasak. Çünkü duvar resimleri diğerlerine oranla daha iyi korunmuş. İçerde bulunan kilise kapısının karşısındaki duvarda iki aslan arasında Daniel ve tavanda bir ejderha resmi var.

Yılanlı Kilise: Yılanlı Kilise uzun bir haç şeklinde olup batı kısmında temizlenmiş bir mezar var. Hristiyanlığın ilk dönemine ait bu kilisede de resimler aynı taktikle yapılmış; kırmızı kök boyası ve su karıştırılmış.

Sümbüllü Kilise: Sümbüllü Kilise de haç şeklinde yapılmış ve resimler 14.yy'dan.

Kırkadam Altı Kilisesi: Burada da aynı şey, foto yasak. Kilise içinde İncil'in bahsettiği olayların bazıları resmedilmiş. Hz.Zekeriya'nın katli resmedilmiş yine. Resimler iyi durumda.

Buradaki kiliseler birbirine oldukça benziyor.

Burada çayın üzerinde kurulmuş çardaklarda gözleme ve çay keyfi yapıyoruz.



Ihlara Vadisi'nden ayrılma vakti geliyor. 

NARLIGÖL

Kapadokya bölgesinin tek doğal gölü olan volkanik krater gölü Narlıgöl'deyiz. Çok da yüksek olmayan bir tepenin üstünde yemyeşil bir göl. Daha önce çeşitli renkte göller gördük ama açık yeşilini ilk defa görüyoruz. Etrafta çorak topraklar var ve çoraklığın ortasında şaşırtıcı güzellikte bir su.  Göl etrafında dolaşılabilecek toprak bir yol bulunuyor.


Çok fazla oyalanmadan Yeraltı şehirlerini de görelim diyoruz. Ben klostrofobik bir bünye olduğumdan dolayı yeraltı şehirlerine giremeyeceğimi ne yazık ki biliyorum. Hepsine eşim giriyor. Ben kapısında turistlerle muhabbet ediyorum. Hatta Madrid'ten gelen iki çiftle futbol muhabbeti yapıyoruz.  Devamını eşimden dinliyoruz :)

Bu arada yanınızda mutlaka el feneri olmalı.  Yeraltı şehirlerinde yeterince ışıklandırma var ama bazı yerlere bakmak için el feneri işe yarıyor.

AZİZ THEODOROS TRİON KİLİSESİ: Derinkuyu yeraltı şehrine girmeden önce uzaktan bu kiliseyi görüyoruz. Trion deyince aklıma Game of Thrones geliyor :) Tyrion Lannister'a da selam edelim buradan :) 



DERİNKUYU:  Derinkuyu, Kaymaklı'ya göre çok daha büyük ve gezmesi çok daha rahat, üstelik merkeze daha uzak olduğu için tur şirketleri buraya uğramayı çok tercih etmiyor, dolayısıyla rahat rahat gezebiliyorsunuz. 


2.5 kilometrekare alana sahip, 18-20 katlı ve 100 metreden fazla derinlikte, 52 havalandırma bacası olan, tünellerle bağlı yüzlerce odası bulunan ve 20.000 kişinin yaşayabileceği devasa bir yeraltı şehri, ama sadece %10'u geziye açık. Bir rastlantı sonucu bulunmuş. Burası Hristiyanlığın ilk zamanlarında hem saklanma, hem de gizli ibadet yeri olarak kullanılmış. Sonra Arap akınlarına karşı sığınak olarak kullanılmış. 1. Ve 2. Katlarda misyoner okulu, vaftiz yeri, mutfak, ambar, yatak odaları, yemek odaları, şarap mahzenleri, ahırlar var. 3. ve 4. Katlarda gizlenme yerleri, silah depoları var. Günümüzde dahi kullanılan havalandırma bacaları ve tüneller sayesinde yerin 8 kat altından bağırdığınızda sesinizi üstünden duyabiliyorsunuz.

Koridorlarda belli mesafelere konulan taş kapılar var. Baskına uğradığında kaçan halk bu sürgü taş kapılar ile koridorları kapatıyor ve daha alttaki sığınaklara kaçıyor. Bu taş kapıların dışarıdan açılması mümkün değil. Yalnız içeriden açılıp kapanıyor. Ortaları delik. Bu deliklerin amacı dışarıyı görebilmek. Buradaki kayalarının sertliği ile yer altı şehrinin kayalarının sertliği yapılan testlerde birbirini tutmamış. Peki bu taşlar buraya nasıl gelmiş?  Uzmanlar dahi bulamamış.

Aşağı katlarda birden şehrin kilisesi çıkıyor karşımıza. Yapılışı haç şeklinde. Kilisenin tam karşısında bir konferans salonu var.

Şu ana kadar yapılan çalışmalar sonucunda 8 kat ortaya çıkarılmış. Daha kazısı yapılamayan bir 10 kat daha yerin bulunduğu uzmanlar tarafından kesin olarak belirlenmiş. 18 katlı bir yeraltı şehri akıllara durgunluk veriyor hakikaten. 



KAYMAKLI YERALTI ŞEHRİ: 8 katlı ve 5000 kişinin yaşayabileceği büyüklükte olan Kaymaklı Yeraltı Şehri'nin 4 katı geziye açık. Geziye açık en derin noktası yerin 20 metre altında. Yeraltı şehirleri yöredeki evlerin çoğuna gizli geçitlerle bağlı.

Mutfak kısmında duvarlar kapkara olmuş çünkü ateş içeride yakılıyormuş. Girişte hayvanları bağlamak için duvarlarda açılan deliklerinden anlıyoruz ki ahır bile var. Bu yeraltı şehrinde düşman içeri sızsa bile karmaşık yapısından dolayı saklanan insanları bulmakta zorlanıyor. Birbirlerine 10 kilometre mesafedeki Kaymaklı ve Derinkuyu şehirleri yer altından birbirlerine bağlıymış.



Burayı da gezdikten sonra Nevşehir merkeze gidiyoruz. Öğretmenevinde yer kalmadığı için ordakilerin yönlendirmeleriyle Turizm uygulama oteline gidiyoruz. Öğrencilerin staj yaptığı temiz bir otel. (İki kişi 80 tl) 

Artık akşam yemeği zamanı. Forum Nevşehir'e gidip karnımızı doyuruyoruz. Yarın sabah Göreme'ye geçeceğiz. Gezinin en güzel bölümü başlıyor.