10 Ağustos 2016 Çarşamba

KAPADOKYA- iÇ ANADOLU 3. GÜN : KONYA


Afyon'dan Konya'ya doğru yola çıkıyoruz saat 16:00 civarı. Yolumuz tahmini olarak 230 km. Yol üzerinde Akşehir tabelasını görünce Nasreddin Hoca'nın memleketini de görelim diyoruz. Önce Nasreddin Hoca müzesine gidiyoruz fakat kapanmış. O zaman biz de Akşehir'i söyle bir turluyoruz. 




Önce bir süre Mevlana'nın hizmetinde bulunup ondan etkilenen Seyyid Mahmut Hayrani Türbesini gördük.

Sonra da Akşehir'e tepeden bakmak için Hıdırlık Tepesi'ne çıktık. En sevdiğim yerler bir şehre yüksekten bakan yerlerdir :)




Akşehir'e kadar geldiysek Nasreddin Hoca'nın mezarını ziyaret etmeden dönmeyelim diyoruz. Mezarı da aynı fıkraları gibi; kapısı kilitli ama parmaklıkları çok kısa. Dünyanın ortası burasıdır fıkrasındaki gibi tam da orada resim çekiliyoruz.


Mezarlığın hemen ilerisinde Gülmece Parkı bulunuyor. İçinde Nasreddin Hoca'nın fıkraları canlandırılmış. Ferhan Şensoy, Müjdat Gezen, Adile Naşit gibi güldürü ustaları da unutulmamış. Parka giriş ücretsiz. En fazla yarım saatinizi alır gezmeniz. Biz de resimlerimizi çekildikten sonra Konya'ya sürüyoruz arabamızı.


Akşama doğru Konya'ya varıyoruz. Asya Otel'e gidiyoruz. Sahibi Hoşgeldiniz demeden önce evlilik cüzdanınız var mı diye soruyor. Evlilik cüzdanı olmayan misafirleri kabul etmiyorlarmış. Evli olduğumuzu aynı soyadını taşımamızdan anlayabileceğini anlatamıyoruz. Allah aşkına kim evlilik cüzdanını yanında taşıyor? İnsanlardan ayrı değerlendiremiyorum ne yazık ki şehirleri o yüzden Konya'yı pek sevebildiğimi söyleyemeyeceğim. 
Sonra yanındaki Mevlevi Otel'e yerleşiyoruz. Odalar biraz küçük ama zaten sadece gece için kullanacağız. Sonraki gün Kapadokya'ya giriş yapacağız. Sinirli bir şekilde uykuya geçiyoruz. Sabah kahvaltısından sonra hemen dışarı atıyoruz kendimizi. İlk durak tahmin ettiğiniz gibi.

Mevlana Müzesi: Vee geldik Konya deyince akla gelen ilk esere. Mevlana Türbesi'ne... Burası benim de en merak ettiğim yeriydi. Elif Şafak Aşk'ı okuduysanız Mevlana ve Şems'ten etkilenmemeniz imkansız. Mevlana'nın oğlu Sultan Veled tarafından yaptırılmış. Daha sonraki yüzyıllarda Osmanlı padişahları da türbeye önemli eklemelerde bulunmuşlar. Müzenin bulunduğu yer Selçuklu Sarayı’nın gül bahçesi iken Mevlâna’nın babasına Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat tarafından hediye edilmiş. Mevlana’nın türbesinin bulunduğu yerin üzeri yeşil kubbe ile örtülü. Türkiye'de en çok gelir getiren müzelerden biri.




Aziziye Camii: Sonraki durağımız Aziziye Camii. Sultan Abdülaziz ile annesi Pertevniyal Valide Sultan tarafından yaptırılmış. Barok mimariye sahip ender camilerden biri.




Şems'siz Mevlana olur mu?


Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi: Mevlana'nın batıni yönünü tamamlayan can dostudur Şems. Bir anlamda hocası da diyebiliriz. Aralarındaki sevgi-aşk ilişkisini anlatmaya sözcükler yetmiyor. Tabii ki bu dostluk kıskanılmış. Ve Şems bir gün ortadan kaybolmuş. Attaki kısa yazı beni o kadar etkiledi ki...
Şems bir gün kaybolmuş ortadan. Mevlana "şems" deyu deyu ağlar olmuş.
Bir gün uzun yoldan bir adam gelmiş. "Şemsi gördüm, Şems'ten haberlerim var" demiş.
Adam Mevlana'nın huzuruna çıkmış ve anlatmaya başlamış.
İpe sapa gelmez tutarsız şeylermiş ama anlattıkları.
Mevlana çıkartıp hırkasını vermiş adama "Anlamadın mı adam yalan konuşuyordu" demiş yanındakiler
Niye hırkasını verdiğini merak ederek. "Ben" demiş "Yalan haberine hırkamı verdim"
"Doğru olsaydı anlattıkları canımı verirdim." 
Ey şems! Varlığın bana yetmiyorken, yokluğunla avunmak zorundayım. Ya al götür kalanımı, ya da gel tamamla eksik yanımı.

Mevlana Türbesi'ndeki o özen burada yok. Gayet sıradan bir cami burası. Nedense Şems'e çok yakışmıyor. Ziyaretçi sayısı da Mevlana'yla kıyaslanamaz tabii ki... Ama aslında Mevlana o kadar Şems, Şems de o kadar Mevlana ki...



Yorulduğumuzu fark ediyoruz. Artık bir kahve molası vermemiz lazım. Bu molaya Konya'da en yakışacak yer tabii ki Alaaddin Tepesi oluyor.


Alaaddin Tepesi: Aladdin Tepesi şehrin ortasında yüksekliği 20 mt olan bir tepecik. Konya'da herhangi bir yükselti olmayınca burası tepe olmuş haliyle. Çok ilginç bir yer değil. Bildiğiniz ağaçlık mesire alanı var. Bir de cafe.  Burası aslında bir höyükmüş. Hitit, Frig, Lidya, Pers, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı kalıntılarına rastlanmış. İnanışa göre Selçuklu imparatoru Alaattin, başkentine bir saray ve cami yaptırmak istemiş. Sarayların yüksek yerlere yapılmasından ve Konya'da da yüksek yer olmadığından dolayı sultan, Konya ahalisinin erkeklerine, yaş ve sağlık durumlarına göre paylarına düşen miktar kadar toprağı herhangi bir yerden herhangi bir şekilde getirmesi ferman buyurmuş Konya ahalisi de fermana uyup, çuval çuval toprak getirerek bu tepeyi yapmışlar. Sultan da sarayını yaptırıp büyük bir keyifle bu tepeye yerleşmiş.Tabii bu olayı  höyük buluntuları çürütmüş.
Tepenin doruk noktasında ise I. Alaeddin Keykubad tarafından yaptırılan Alâeddin Cami var. Anadolu Selçuklu sultanlarından sekiz tanesi burada yatmaktaymış.

Tepenin bir yamacında yıkıntılar halinde 2. Kılıçarslan köşkü bulunuyor. Biz resmini uzaktan çekip Karatay Medrese'sine gidiyoruz.



Karatay Medresesi Çini Müzesi: Selçukluların önde gelen eğitim kurumlarından biri burası. Matematik ve özellikle astronomi eğitimi veriliyor. Medresenin ortasındaki havuz üstüne denk gelen çatı kısmı ise açılabilir şekilde tasarlanmış. Böylelikle havanın açık olduğu günlerde yukarıdan, aşağıdaki havuzda bulunan suya yansıyan gökyüzü görüntüsü üzerinden gözlemler yapılabiliyormuş.

Biraz daha yürüyoruz ve karsımıza İnce Minareli Medrese çıkıyor.

İnce Minareli Medrese: II. İzzettin Keykavus döneminde veziri Sahip Ata tarafından yaptırılmış. Minaresi sağlamken çekilen fotoğraflara bakınca temelden ucuna doğru minaresi inceldiği görülüyormuş. Minareye ince denmesinin diğer sebebi aslında binanın ana kütlesi yanında oldukça uzun olması neticesinde göze ince gözükmesiymiş. Bu yapının diğer etkileyici tarafı da ana kapısı üzerindeki  kuran ayetleri yazılı dikey süslemesiymiş.



Atatürk Müzesi: Atatürk'ü Konya'ya gelişlerinde burada kalmış. Çiçekler içinde bahçeli çok güzel bir köşk.



Sırçalı Medrese Mezar Anıtları Müzesi: Burası Tokat Gök Medrese'nin nerdeyse ikizi olan bir medrese. Görülmeye değer.




Etnografya Müzesi: Klasik etnografya müzelerinden ama tek farkı çalışanları. İnanılmaz ilgililer her eseri tek tek anlattılar bize. Kendilerine buradan da teşekkür etmek isterim.

Konya Arkeoloji Müzesi: Sahip Ata müzesinin hemen karşısında bulunuyor. Muhteşem lahitler var.



Sahip Ata Vakıf Müzesi: Selçuklu Veziri Sahip Ata tarafından yaptırılmış, Sahip Ata aynı zamanda İnce Minareli Medrese’nin de yaptıranı. Külliye medrese, türbe, hamamdan oluşuyor. 

Meram Bağları: Konya'da en beğendiğim yer diyebilirim. Su kenarında oldukça güzel bir yer. Deniz bisikleti kiralanabilir, etrafındaki cafelerde bir şeyler içebilirsiniz.



Nerede Yemek Yiyelim?

Biz ilk geldiğimiz gece hemen bir etli ekmek deneyelim dedik. Havzan'dan övgüyle bahsedildiğini duyduk.

Havzan Etli ekmek: Etli ekmek bıçak sırtı yenmeliymiş. Biz de öyle söyledik. Tadı güzeldi ama aklımda çok yer eden bir yemek olmadı kendisi...

* Hacı Şakir'de tandır yemelisiniz de oldukça öneriliyor. Afyon'da tandır yediğimiz için biz bu seçeneği atladık.

* Kule Teras sini restaurant da görülmesi gereken yerlerden biriymiş. 360 drece Konya manzarası sunuyormuş. 

* Konya'nın en meşhur tatlısı ise saç arası...



Tarihi Tiritçi Mithat: Veee gelelim Konya'da ennn sevdiğim şeye. Tirit e :) Tirit en iyi burada yapılıyor. Ama saat 3 - 4 gibi bitiyor. İnanılmaz bir lezzet. Mutlaka ama mutlaka gidip denemelisiniz.



Evettt Konya yazımın sonuna geldim. Dümdüz bir yoldan Aksaray Öğretmenevine doğru yola çıkıyoruz geceyi orada geçirmek için. Arabada Gez Dünyayı gör Konya'yı sözüne istinaden büyük beklentilerle geldiğim Konya beni çok çok etkilemediğini düşünüyordum :(