EDiRNE


Eşimin Edirneli arkadaşının bizi Edirne'ye düğüne davet etmesiyle iki gün bir gecelik bir Edirne planı hazırlamaya koyuldum hemen :) Bakalım Edirne'de neler yaptık, nereleri gördük ?

1. Murat'ın Edirne'yi ele geçirişinden, İstanbul'un fethine kadar, yaklaşık bir yüzyıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti olmuş burası. Balkan savaşı sırasında tek başına ve hiçbir yardım almadan 155 gün boyunca Bulgar kuşatmasına karşı koyan bir şehir. Şehri savunan Şükrü Paşa'ya o günlerde dünyaca hayranlık duyuluyormuş ve savunmadaki başarısından ötürü Fransız halkı tarafından şeref kılıcı gönderilmiş.

Edirne'nin geçmişi bu kadar değil elbette. Bakalım biz neler yaptık?
Uygun fiyatlı oluşundan dolayı öğretmenevinde kaldık. Arabamızı öğretmenevinin bahçesine park edip hemen gezmeye başlıyoruz. İlk durağımız Eski Camii...

ESKİ CAMİİ : Camiinin hikayesi oldukça etkileyici... Hacı Bayram Veli Edirne’deyken Fatih sultan Mehmet dünyaya gelmiş. 2. Murat İstanbul'u almayı o kadar çok istiyor ki Hacı Bayram’a bu camiide‘’bir dua edin Konstantiniyye’nin fethi bize nasip olsun’’diyor.  Hacı Bayram da ’Sultanım Konstantiniyye’nin fethi size nasip olmayacak; şu beşikteki bebekle(Fatih), şu kapıdaki bizim köseye nasip olacak’’ der. Kapıdaki köse Akşemsettin’dir. 2. Murat fethi görmeyi o kadar çok istemiş ki tahtı erkenden oğlu 2. Mehmet’e bırakmış. Madem onun eliyle olacak bir an önce olsun diye.

Belki ilginç gelecek ama ben Eski Camii'den o kadar etkilendim ki. Tamam evet Selimiye'de çok güzeldi ama o duvarlardaki hat sanatı beni benden aldı. Kaligrafiye ayrı bir ilgim var. Şiddetle bu camii görülmeli diyorum.

Gelelim fotoğraf makinemin azizliğine... Eski Camii'de hiç bir resmi net çekmemiş netlik ayarı bozulmuş. Çıkınca farkettik. Lensi takıp çıkarınca halloldu. Eski Camii fotoğrafını Fotokritik sitesinden aldım... 

Vee sonraki durak Edirne'nin simgesi Selimiye Camii... Camii'yi panaromik olarak gören bir cafede kahvemizi içip makineyle uğraşıyoruz. Çok şükür ki lensini takıp çıkarınca sorun hallediliyor :) Malum Türk aklı... Artık hedefimiz Selimiye Camii ve girişinde bulunan Arasta...

SELİMİYE ARASTASI: Her büyük camide olduğu gibi Selimiye'nin de bir arastası bulunuyor. Camiye girmeden önce arastadan geçiliyor. Arastada Edirne'ye dair turistik objeler, magnetler satılıyor. Buranın dokusuna bayıldım. Her yer Türk bayrakları ile donatılmış. 

EDİRNEDEN NE ALINIR? : Arastada Edirne'ye dair ne istiyorsanız bulabilirsiniz. Meyve şekilli sabun, Edirne bebeği, aynalı süpürge, badem ezmesi, kavala kurabiyesi Edirne'ye özgü güzellikler :)
Arasta dışında  Bedesten, Ali paşa Çarşısı ve Saraçlar Caddesi'nden de alışveriş yapabilirsiniz.




SELİMİYE VAKIF MÜZESİ: Selimiye Cami'sine girmeden Selimiye'nin yapılışı, kullanımı ile ilgili bir müze var. Cami'yi gezmeden burayı dolaşıp fikir sahibi olabilirsiniz.

SELİMİYE CAMİİ:  Mimar Sinan'ın ustalık eseri, Kanuni'den sonra tahta geçen 2. Selim adına yapılmış Selimiye huzurlarınızda :)



Selimiye İle İlgili Şaşırtıcı Bilgiler:

* Selimiye'nin kubbesinin tek olması Allah'ın birliğini, caminin pencerelerinin 5 kademeli olusu İslam'ın 5 şartını, vaaz kürsülerinin 4 tane olusu İslam'da 4 tane mezhebin olduğunu, külliyesinin 32 tane kapısının olması İslam'ın 32 farzını, arka minarelerde 6 yolun olması imanın 6 şartını, minarelerinde 12 şerefe olması camiiyi yaptıran padişahın 12. Osmanlı padişahı olduğunu simgeler.

* Baş aşağı duran lale figürü hakkındaki bir rivayet ise şöyle: Caminin bulunduğu arsa eskiden bir lale bahçesiymiş ve sahibi arsanın satılmasını istememiş. Daha sonra ise caminin içine bir lale motifi yerleştirilmesi şartıyla satılmasını kabul etmiş. Mimar Sinan ise lale motifini ters çizerek orasının eskiden bir lale bahçesi olduğunu ve sahibinin de ters biri olduğunu simgelemek istemiş.

* Tasarımına göre kandiller öyle yerlere yerleştirilirmiş ki, hepsinin dumanı bir odada toplanır, toplanan isten mürekkep yapılırmış.

* Selimiye camisinin zemini gevsek toprakmış. Bu nedenle minarelerinin yakın zamanda yıkılacağı fark edilmiş. Uluslararası bir grup bilim adamı toplanmış. Sonuçta en son teknoloji olan metal kelepçelerle minarelerin temellerini sabitlemenin en iyi çözüm olduğuna karar vermişler. Minarelerin temellerini açınca, koymayı düşündükleri kelepçelerin aynısıyla karşılaşmışlar.

* Balkan savaşları sırasında Bulgar ordusu Edirne'yi kuşattığı zaman, top atışlarından birkaçı Selimiye'nin kubbesine isabet etmiş. İsabet eden gülleler kubbede sadece bir çatlak oluşturmuş, camiye bundan başka zarar verememiş. Cumhuriyet yıllarında caminin restorasyonu düşünülmüş; Atatürk ise kubbedeki çatlağın tamirine müsaade etmeyerek, bunun gelecek nesillere bir uyarı olarak orada kalmasını daha doğru bulduğunu söylemiş.

* Camiye Ayşekadın yönünden bakıldığında birbirine bitişik iki minare, Yıldırım veya Karaağaç yönünden bakıldığında ayrı ayrı dört minare görünmektedir. Derler ki; bu durum Anadolu insanına karşı tevazu içeren bir duruşu, Avrupa'ya karşı ise Osmanlı'nın şaşaa, görkem ve heybetini yansıtmayı amaçlamaktadır. 


Hava kararmaya biz de acıkmaya başladık. 

EDİRNE'DE NE YENİR? Tabii ki tava ciğeri... Ve en ünlüsü Aydın Tava ciğer...Kapısında kuyruk var aman diyeyim çok bekleriz diye girmemezlik yapmayın. Servis çok hızlı. Masalar çok çabuk dolup boşalıyor. Ciğerin yanında gelen soğan domates anında tazeleniyor. Ve emin olun ki böyle ciğer yememişsinizdir.




Hava iyice kararıyor ve biz süper bir Edirne düğününde kurtlarımızı döküyoruz :) Sabaha program epeyce yüklü çünkü :) Asıl Edirne'yi bugün gündüz gözüyle göreceğiz.

EDİRNE ARKEOLOJİ VE ETNOĞRAFYA MÜZESİ:  Küçük bir müze... Selimiye Cami'nin hemen arkasında bulunuyor. Buralara kadar geldiyseniz mutlaka gezin. Hem Edirne'de bulunan arkeolojik eserler var hem de Edirne'nin eski yaşantısından kesitler...

ÜÇ ŞEREFELİ CAMİİ : 2. Murat döneminde inşa edilmiş. Sanat tarihçilerine göre Osmanlı mimarisinin normal gelişme çizgisini aşan bir esermiş. Dört minareden sadece biri üç şerefeden oluşmaktaymış ve bu minare Selimiye'den sonra en yüksek minareymiş. Dahası her şerefeye de ayrı yollardan çıkılıyormuş. Osmanlı minaresindeki ilk şadırvanlı avlu bu camideymiş ( Daha güzeli için Bursa Ulu Camii'ye gitmeliymişiz :) )




İKİNCİ BEYAZID KÜLLİYESİ ( ŞİFAHANE ) : Avrupa Parlamentosunun 2004 yılı Avrupa Müzesi ödülünü kazanan Türkiye'nin "en güzel tıp tarihi" müzelerinden biri. Müzekart geçmiyor. Bir benzeri de Amasya'daki Bimarhane... Burası da çok güzel düzenlenmiş gerçekten. Edirne'deyseniz mutlaka görün derim. Müze biraz şehrin dışında kalıyor.



Eh Edirne'deysek nehirlerinden bahsetmemek olmaz.

TUNCA NEHRİ:  Tunca da, Meriç de Bulgaristan’dan geliyorlar bizim buralara; biri Karadeniz’e, biri Ege’ye dökülüyor. Edirne Sarayı bu nehrin yanına yapılmış. Fatih İstanbul'u fethetmeye bu nehrin kıyısında karar vermiş. Kanuni kendine adını veren kanunları bu nehrin kıyısındaki Adalet Kasrı'nda hazırlamış. Bulgarlar baraj kapaklarını kaldırınca buralarda her şey sular altında kalabiliyor bazen. Osmanlı Sultanları ve mimarları bir çok köprü hediye etmişler bu nehirlere.  



SARAYİÇİ: Tunca Nehri'nin kıyısında bulunuyor. Burada Eski Saray'ın kalıntıları ve tarihi Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı alan var. Topkapı Sarayı'ndan sonra en büyük ikinci Osmanlı sarayıymış burası. 19. yüzyıla kadar kullanılmış. E peki sonra ne olmuş? Şimdi nerede?  93 Harbi sırasında Edirne'nin Ruslar tarafından işgal edileceği haberi üzerine cephaneliğin ateşlenmesi ile ortadan kalkmış. Bugün çok az kısmı var ve harabe halinde... Hemen yakınında Adalet Kasrı ve Şehitlik bulunuyor. Şehitlerimizi de ziyaret edip, Adalet Kasrı'na geçiyoruz.



ADALET KASRI: Sarayın ayakta kalan en önemli ve sağlam kısmı bu kule. Kule 4 katlı ve üst katında fıskiyeli havuz varmış. Tabi ki göremiyoruz. Neden turizme açılmıyor acaba? Zaten Eski Saray'dan pek bir şey kalmamış. Neyse... Kuleli olan bu yapının Topkapı Sarayı’na benzerliğinin sebebi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılması.



Adalet Kasrı'nın biraz ilerisinde Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı alan bulunuyor. Burada bir güreşe denk gelmek çok güzel olurdu.



Şimdi aracımızla Karaağaç'a gidiyoruz. Edirne'den 4- 5 km. sürüyor.


KARAAĞAÇ : Karaağaç oldukça güzel bir yer. Burada mutlaka Lozan Barış Anıtı’nı ve şimdi Trakya Üniversitesi Kampüsü olan eski Tren Garı’nı gezin. 




Lozan Anıtı, göğe yükselen 3 sütun, onları birleştiren bir çember ve üzerinde eli barış güvercinli bir genç kız figüründen oluşuyor. O genç kız, diğer elinde Lozan Sözleşmesi'nin tutup ek protokolü gösteriyor: "Karaağaç sıradan, şirin, küçük bir belde değil, Kurtuluş Savaşı'nda kaybettiklerimizin tazminatıdır", diyor. Savaştan sonra çok çetin pazarlıklar yaşandı Lozan'da. İngilizler Türkiye'den işgal masrafı isteme yüzsüzlüğünde bile bulundular. Peki bizim harabeye dönen, viran olmuş ülkemiz için ne ödenecekti? 4 milyon altın frank değer biçildi kayıplarımıza ve Yunanlılara kesildi hesap. Ama Yunanistan'ın bu parayı ödeyebilmesine imkan yoktu. Zaten İngilizlerin gazıyla savaşa girmişler ve hezimete uğramışlardı. Ara bulucu oldu İtilaf Devletleri, Karaağaç teklif edildi Türkiye'ye, her türlü tazminattan vazgeçmesi karşılığında. Karaağaç'ı aldık, tazminattan vazgeçtik ve böylece barış geldi.





Tren Garı, 1913-1914 yıllarında Mimar Kemaleddin Bey tarafından Sirkeci Garı örnek alınarak yapılmış. Hemen arkasında bir kara tren duruyor. 


Karaağaç’tan Pazarkule yönüne giderseniz Pazarkule Sınır Kapısı'nı da görebilirsiniz.

Vee bünyeler tekrar acıkmaya başlıyor. Akşam yemeği zamanı geldi. Bu kez Meriç kıyısında yemek yiyeceğiz. Gün batımını orada görün diyorlar. Ki zaten günün ennn zamanı :) Meriç Nehri ve köprüsüne karşı Lalezar Restaurant'a gidiyoruz. Memnun da kalıyoruz. Temiz, güzel, nezih bir yer. Manzarası on üzerinden on :)

MERİÇ KÖPRÜSÜ:  Meriç Yunanistan Türkiye arasında sınır oluşturuyor. Meriç'in azgın suyu aramıza giriyor :) Türkiye'deki bütün akarsular gibi bolca kimyasal artık içeriyormuş. Üzerinde çok güzel bir köprüsü var. Köprü 2. Mahmut döneminde yapımına başlanmış, 2. Abdülmecit döneminde bitirilmiş. Osmanlı döneminde yapılmasına rağmen Selçuklu mimarisiyle yapılmış.Ortasında bir izleme köşkü var. Köşkten Meriç'i izleyin ama başınızı mutlaka kaldırıp köşkün tavanına bakın... Öyle güzel ki...



Artık hava kararıyor ve eve dönme zamanı geliyor... Yol üzerinde Sv. Georgi Kilisesi'ni görelim diyoruz.

SV. GEORGİ KİLİSESİ: Diğer adı Konstantin-Elena Kilisesi'miş. 2008 de restore edilmiş. Çok dar ve tekin olmayan sokaklardan gidiliyor. Hala kullanan Hristiyan cemaati var mıdır bilmiyorum. İçi çok da ahım şahım değil. 




Edirne gerçekten çok medeni bir şehir. Gidin, görün mutlaka... Asla pişman olmayacaksınız...