24 Temmuz 2014 Perşembe

KARADENiZ GEZiSi 15. GÜN : ERZURUM


GEZİ TARİHİ : 6 TEMMUZ 2013 CUMARTESİ

      Erzurum, arazi büyüklüğü bakımından Türkiye’nin dördüncü büyük kenti durumunda. Burası 
Cumhuriyet Tarihimiz açısından da önemli bir kent. Milli mücadelenin temelleri açısından, önemli kararlar alınıyor Erzurum da... Alınan bu kararların en önemlisi : “Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz.” Artık sıra Erzurum'u gezmede.

Yolunuz illa ki Cumhuriyet Caddesi'ne düşecektir. Gençler arasında buranın adı Mecburiyet Caddesi'ymiş çünkü her şeyin bu caddede toplandığını düşünüyorlarmış. İlk durağımız Ulu Camii...

Ulu Cami: Şehir içinde, Cumhuriyet caddesi üzerinde. Anadolu Selçuklu mimarisiymiş. Caminin ahşap kubbesine halk tarafından “kırlangıç” deniliyormuş. Cumhuriyet Caddesinin sonuna geldiğinizde karşınıza Çifte Minareli Medrese çıkacak.



Çifte Minareli Medrese: Gezinin en büyük hayal kırıklığını burada yaşıyorum. Medrese restorasyonda :( Gerçekten çok üzüldüm tabii içine de giremedik.

Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad’ın kızı Hüdavend Hatun tarafından yaptırılmış bu medrese. Bir de efsanesi var minarelerin yarın kalmasıyla ilgili. Minarelerden birini usta, diğerini çırağı yapıyormuş. Çırağın yaptığı daha güzel olmuş. Usta buna çok alınmış. Kendini, minarenin tepesinden atmış. Ben ustasız yapamam deyip, çırak da kendini atmış. Bu nedenle, iki minare de yarım kalmış. Restorasyondan önceki halini google amcadan alıp ekliyorum.




















Erzurum Kalesi ve Saat Kulesi: 5. yüzyılda, Romalılar tarafından yaptırılmış. Kale bir iç kale ve bunu çevreleyen dış kaleden oluşmaktaymış. Günümüzde iç kale sağlam kalmış olmasına rağmen şehri çevreleyen dış kale surları yok olmuş. Saat kulesi kalenin içinde. Erzurum Kalesi Müzekart'a ücretsiz.






















Saat kulesinden kalenin görünümü

Kule; orta çağda gözetleme kulesi olarak kullanılmış. Osmanlılarsa saat kulesine çevirmiş. Merdivenleri oldukça dik. Ama yukarıya çıkınca 360 derecelik bir Erzurum manzarası sunuyor.



















Sonraki Durak Yakutiye Müzesi. 

Yakutiye medresesi: Müzenin dışı öyle büyük ki kadraja sığmıyor. Burası da müzekarta ücretsiz. Pazartesi ve çarşamba günleri kapalı. İlhanlı döneminden günümüze kalan nadir eserlerden biriymiş. İçi etnoğrafya müzesi tarzında döşenmiş.





































Rüstem Paşa Çarşısı (Taş Han) : Bu çarşı, özellikle oltu taşı ve benzeri değerli taşlardan yapılan takıların satıldığı dükkanları ile ünlü. Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri Rüstem Paşa tarafından yapılmış. Rüstem'i zaten tanıyorsunuz artık :) Artık kendisine bir fatiha mı okursunuz bilemem. Malum dizi sayesinde çok seviliyor ne de olsa :) Burada oltu taşından takılar alabilirsiniz.

Oltu Taşı topraktan çıktığında çok yumuşak olmasına rağmen, hava ile temas edince sertleşirmiş. Kullandıkça parlarmış. Gerçek olup olmadığını anlamak için taşı elinize alıp nefesinizle buharlaştırdığınızda, buharı çekmesi ve üzerinin nemlenmesi gerekirmiş.



Artık yemek zamanı... Eee Erzurum'da ne yenir? Tabi ki cağ kebabı :))) Bize gel gör cağ kebabı tavsiye etmişlerdi. Ama biz Taş Han'ı gördükten sonra arka bahçesi'nde aldığımız kokulara dayanamayarak kebabımızı orda yiyoruz. Güzeldi. Zaten cağ her türlü güzel ama Erzurum'da gerçekten daha başka güzel. Tatlı olarak da kadayıf dolması yenmeliymiş.















Şehir içinde dolaşırken ara ara kümbetler de çıkacak karşınıza...



Veee sıra geldi benim en sevdiğim bölüme... Şehri olabildiğince yüksekten görmeye :) Palandöken'e çıkıyoruz. 3271 metre rakımlı tektonik bir dağ Palandöken. Erzurum şehir merkezinin rakımı 1950 metreyi bulduğundan, şehir merkezinden Palandöken Dağı pek heybetli görünmüyor. Kişi başı 5 tl ile zirveye teleferikle çıkabilirsiniz.





Ve Erzurum'daki son durağımız Aziziye Tabyaları...

Aziziye Tabyaları: Osmanlı-Rus savaşında kahramanca çarpışmalara sahne olmuş bir tabya burası. Aziziye tabyası denilince, akla “Nene Hatun” geliyor. Osmanlı vatandaşı Ermeni çeteleri, Aziziye Tabyasına girmeyi başarırlar. Tabyayı koruyan Türk askerlerini öldürürler. Arkadan gelen Rus askerleri bunun üzerine hiçbir karşılık görmeden tabyayı ele geçirirler. Ancak baskından yaralı olarak kurtulan bir asker, bu kötü haberi şehir merkezine ulaştırır. Sabah ezanından sonra, minarelerden şehir halkına duyuru yapılır. Erzurum halkı, ölüme gittiğini bildikleri halde Aziziye Tabyasına doğru koşarlar. Tabyaya yerleşmiş olan Rus askerleri gelenlere ateş açar ve ön saflardakiler ölürler. Halk daha kararlı olarak ileri atılır ve boğaz boğaza bir çatışma başlar. Mükemmel silahlarla donatılmış olan Rus askerleri halk karşısında tutunamaz ve 2300 Rus askeri öldürülüp, Aziziye Tabyası geri alınır. Türkler 1000 şehit verirler. Halk arasında bulunan Nene Hatun’un mücadelesi tüm düşman Erzurum’dan atılıncaya kadar devam eder. Cephane taşır, hemşirelik yapar, yemek pişirir, su dağıtır, hizmetten hizmete koşarak destanlaşır. Bu kahraman Türk kadınının mezarı da burada işte...







Vee Erzurum'a artık veda zamanı. Yolculuk Amasya'ya :)

Karadeniz Gezisi 16. gün : AMASYA